Mimari

 

ANONİM MİMARİMİZ İÇERİSİNDE BİR YORUM...

          İnsanoğlunun çevresini düzene sokması Taş Devrinin karanlıklarında başlıyor. Doğanın sakladığı sığınaklar yeterli olmayınca kendi yapıcılığı başlıyor. Bu yapıcılıkla başlayan barınaklar belli bir düzen içinde bir araya geldiklerinde meydanlar, sokaklar, mahalleler ortaya çıkar. Bu oluşumlar yeni yeni ırkların oluşumunun temelini oluşturmaya başlar...

İnsanların kendi yaşamları için kendilerinin ürettiği yapılara sivil mimari veya anonim mimari diye adlandırabiliriz. Bu yapılar bölgenin, yörenin iklim verilerine, coğrafi topoğrafik durumuna, malzeme çeşidine, korunma biçimine, yaşantı biçimine ve ekonomik verilerine göre biçimlenmişlerdir.

Orta Asyada göçebe hayatını seçen Türk ırkı Anadolu'ya gelişiyle yerleşik olma konumuna geçmiştir. Bu başlangıç ile anonim mimarinin ürünleri hayata geçmeye başlamıştır. Böylece yüz yıllar sonra oluşacak yerel, bölgesel ve ulusal mimarimizin oluşumunun temelleri atılmıştır..!

Milleti millet yapan değerler dil, din ve ırk beraberlikleridir. Geniş açılımı ile kültür kökleri, kültür değerleri, gelenek ve görenekleri, örf ve adetleri, inanç beraberlikleri millet olmanın temel gereksinimleridir. Kültür değerleri beraberliği içeriğinde, anonim mimari ile oluşan bir mimari dil oluşumu önem kazanır. Bu mimari dil bölgelerin değişimine göre çeşitlenirler ve geleneksel sivil mimari değerlerini oluşturur. Bu sivil mimari ürünlerimiz (mimarsız ve çizimsiz ürünler) ulusal, milli mimarimizi yapılandırırlar...

Milleti millet yapan bu değerler arasında önemli yeri olan ulusal mimari mirasımızı korumamız, yaşatmamız ve devamlılığını sağlamamız gerekmektedir..! Böylece milli değerlerimize sahip çıkmış, geleceğe taşıyarak milliyetçiliğimize ve ulusumuza karşı en büyük görevi yapmış oluruz...!

Geleneksel biçimlenişimizi (anonim mimarimizi) çağımıza taşıdığımız, Akyaka Evleri; 1970'li yıllarda değerli gazetecimiz ve yazarımız Nail Çakırhan, Ula'lı ustalarla yarattığı kendi eviyle başlatmıştır. Ağa Han ödülüne layık görülen bu yapı, anonim mimarimizin, yerel mimarimizin yaşatılmasının önemini tüm ulusumuza örneklemiş ve uyarı vermiştir. Ayrıca sivil mimari değerlerimizin ve mimari kültürümüzün yaşatılması ölçeğinde önemli bir katılım sağlamıştır.

          Çok zengin olan mimari kültürümüzün iki önemli verisi olan sofa ve avlu Nail Çakırhan evinde de gözlenebilir. Bu yapıtla yerel yapı karakterimizi yaşatmada atılan adım, 1975'li yıllarda ortaklaşa ürettiğimiz, yorumladığımız diğer yapılarla hız kazanmıştır. Akyaka Beldesince sahiplenilen bu anonim mimari örneklemeleri, yorumlamaları, diğer mimar meslektaşlarımızında katılımı ile bugün Akyaka'yı tarifler hale gelmiştir. Bu tariflemenin en önemli katılımcıları Ula ve Muğla sivil mimari örnekleridir...!

     Anonim mimarinin yorumlanışının Ağa Han ödülüyle buluşması yerel, bölgesel, ulasal mimarimizin korunması, yaşatılması ve devamlılığı çerçevesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Önemle, öncelikle imar yasası çıkarıcılarının,, yönetmelikleri hazırlayıcıların,, belediye yöneticilerinin,, imar planı hazırlayıcıların ve mimarların Türk sivil mimarimizin yaşatılmasında, daha duyarlı kararlarla yaklaşmaları ve dolaysız, doğrudan, koşulsuz tanımaları çabası içinde olmalılardır...!

          Biraz da yakın geçmişimizi yargılayalım...!

          1940'lı yıllardan sonra betonla başlayan modern mimari akımı batı taklitçiliği, Avrupa kopyacılığı; mimari kültürümüzü inkar edici boyutlara ulaşmıştır...!

          Cam Kavanozlar

          Teneke Kutular

          Beton Duvarlar

                                       Ülkemizi istilaya başlamıştır..!

                                       Hala bu istila genişleyerek artmaktadır..!

          Bu istila yandaşı mimarlarımız -istisnalar dışı- doğru bina üretme yerine güzel bina yapma yarışı ve sarhoşluğu içinde ulusal değerlerimizi hiçe sayar bir persperktif sunmaktadırlar..!

                              UYANDIRILMALI....!

                              UYARILMALILAR...!

          Bu istilada evrensel mimarlığı inkar etmeden, ulusal, bölgesel, yerel mimarimizle bütünleşen tasarımlar üreten; yok olmaya yüz tutan milli mimarimizin yaşatılmasında önemli görevleri üstlenen ve başaran hocamız sayın meslektaşım Sedat Hakkı ELDEM'e sonsuz şükranlarımı sunarım...

          Milli mimarimizin, ulusal mimarimizin, bölgesel mimarimizin, yerel mimarimizin yaşatılmasında biz mimarlara önemli görevler düşüyor. Mimari dilimizin yaşatılması için; Selçuklu, Osmanlı yapıtlarının çok iyi analizlenmesi ve çağdaş yapı perspektifinde yorumlayarak sentezlenmesi ile tasarımlarımızı oluşturmak gerekliliği inancını, ümidini, mesuliyetini taşımalıyız...!

          Yine ulusal mimarimizin temelini oluşturan çok zengin Selçuklu, Osmanlı Türk mimari değerlerinin çok iyi irdelenmesi ve tasarımlarda bu irdelemenin kullanılması bilinci, bu konuya yaklaşımın bir başlangıcı, bir bitiricisi ve bir doğru sonuca ulaşımını getirecektir...!

          Evrensel mimari dil ile, ulusal, bölgesel, yerel mimari dilimizin aynı platformda yorumlanması mimarlık dünyamızda mükemmelliyetçiliği getirecek ve Avrupa kopyacılığının mimari kültürümüzü inkar edici tutumunun değişiminde çözüm getirecektir...!

          Gelecek nesillere, kendi kültürümüzü bozmadan, yozlaştırmadan miras bırakalım....!


                                                          KERME OTTOMAN KONAK TANITIMI

Kerme Ottoman Konak'ın anlatımına girmeden önce yazıtımın başında kısaca AKYAKA-GÖKOVA' yı tariflemek istiyorum..!

Akyaka; Akdeniz'in Karadeniz ile zıtlaşmalarının barışçısı gibi aralarında konuşlanan, Türkiyenin güneybatısında Muğla iline bağlı küçük bir kasabadır. Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Göcek, Dalyan gibi önemli turizm beldelerinin  kavşak noktasında olup, meşhur yazarlardan Cevat Şakir Kabaağaçlı ve Yaman Koray'ın yazıtlarında önemle anlatılan yeşilin her rengini, yeşilin her çeşidini, yeşilin her güzelini, kuşların en sevimlilerini, kuşların seslilerini, kuşların en dansçılarını içinde barındıran, insanların beş duyusunda mutluluk verebilen şirin ve uzun kumsalıyla, birbirinden güzel ve doğal koylarıyla, yaz-kış hiç hızını değiştirmeden berrak akan azmağı ile, acemi ressam elinden çıkmış tabloya benzeyen çam ormanları ile, kuzeyde yer alan bünyesinde zeytin ağaçlarını, Akdeniz'in maki örtüsünü barındıran 1 km boyunda sarp-görkemli Sakar Dağı ile doğa cenneti bir kasabadır...

M.Ö.8000 li yıllara dayanan geçmişinin ötesinde, çok çeşitli medeniyetleri barındıran Akyaka, Gökova Ovasının, Gökova(Kerme) körfezi ile buluştuğu çizginin köşesinde konuşlanmış tarih dolu bir kasabadır. Güneş ile ayın  yılın büyük  bir kısmını paylaştığı bu şanslı kasaba, kalemiyle, fırcasıyla,kemanıyla, gelinecek Akdeniz'de sıralamaya giren bir turizm cennetidir...

“ROMA'YI GÖRMEDEN ÖLME!”, “BENCE GÖKOVA'YI(AKYAKA'YI) GÖR YAŞA !..”

Kerme Ottoman Konak, böyle güzellikleri bir arada yaşatabilen Akyaka kasabasının Azmağın(nehrin) en geniş     yerinde konuşlanmış olup, yürüyüş yolu ile denize(Kerme'ye) 10 dakika, Azmak(nehir) yoluyla 5 dakikadır...
Kerme Ottoman Konak, arkasında karayolu, yanında zakkumlu yaya yolu, önde yeşilin azmağa uzandığı hışırtılı sazlıklarla  sınırlandığı bir alanda konuşlanmış olup, yapı Selçuklu, Osmanlı ve Türk mimarisinin yorumlanmasıyla tasarlanmış bir kültür yapıtıdır...
Türkiye tarihinin yakın geçmişinde ulusal mimarimize katılımcı olan Selçuklu ve Osmanlı kültürlerini  yapı bünyesinde sergileyen Kerme Ottoman Konak, mimarlık dünyasına, turizm dünyasına Akyaka kasabasına sunulan bir eserdir..!
Ulusal mimarimizin biçimlenmesinde önemli katkıları olan Osmanlı yapıtlarında konaklamalarda kullanılan “HAN”(duraklama, konaklama, dinlenme ve yatım evi) planlamasının şeması olan orta avlu anlayışı tasarımın ana ilkesi olmuş olup, odalar bu avlu çevresinde yer almıştır. Odalara girildiğinde ırkımızın önemli değer yargılarından olan mahremiyet sağlanmış olup, odalardan çıkıldığında tüm sosyal mekana dahil oluşlarıyla da kültürümüzün sosyal kaynaşımının değerleri de yaşatılmıştır...
Kitlede geleneksel yerel malzememiz olan taş, ahşap, beyaz beraberliği, birbirlerini boğdurulmadan kullanılmış olup, motiflenmeleri yerel mimarimizin yorumlanmalarıyla oluşturulmuştur...
İlimiz Muğla, ilçemiz Ula anonim mimari örneklemelerinin en belirgin özelliği olan baca, ahşap saçaklar ve kırmızı oluklu kiremit kullanımı aynen kopyalanmış olup, saçaklar bir yorumla şekillendirilmiştir...
Cephelerde 8 adet kabartma çini Osmanlı padişahlarının görüntüleri sergilenmiş olup, bu padişahlar Osmanlı tarihinde önemli yeri olan isimlerdir.”II. Murat, IV. Murat, Fatih Sultan Mehmet, Orhan Gazi, Yıldırım Bayezit, Osman Gazi, Abdülhamit, Abdülmecit”...
Cephelerde Osmanlı motiflerinin yanında Selçuklu yapıtlarının önemli ögelerinden olan İznik el yapımı 8 adet çini zanaatına da yer verilmiş olup, kitlenin resimlenmesinde Osmanlı ve Selçuklu kültürleri yarıştırılmadan sergilenmişlerdir...
Ahşap işçiliğinin yerel motiflerinin yanında cephelerde kullanılan eli belindelerde (payanda, göğüsleme) Türk Oymacılık sanat zanaatına yer verilmiştir...
Ulusal Türk mimari dilimizin.vazgeçilmez unsuru cumbalar(çıkmalar)Osmanlı oyma motifleriyle ve Osmanlı kafesi ile süslenmiştir...
Cephelerde kullanılan taş ve söveler ören taşı olup, yöremizin malzemesi, yöremizin örgü ve detay oluşumları özenle kullanılmıştır...
Ön cephede yer alan yüzme havuzu bina ile iç içe planlanmış ve avluya bakan kısmı tamamen cam ile şeffaflaştırılmış olup, avlu yaşamına plastik bir katılım, akvaryum ile de görsel yaşam uyarlaması hayata geçirilmiş olup, ulusal mimarimizin  çağa uyarlanmasının örneklenmesi sağlanmıştır...
Tamamen yerel bitki ve çiçek örtüleriyle tanzim edilmiş olan peyzaj-yeşil çalışmaları yöremizin dağ taşlarıyla süslenmiş böylece yapımdaki yerellik ilkesi yeşil dokuya da yansıtılmıştır...
Tüm balkonların ahşap tırabzanları çiçeklendirilmiş olup, böylece oda içine kadar yeşil dokunun sokulmasıyla ırkımızın insanı sevme, hayvanı sevme, yeşili sevme kültüründen bir alıntı oluşturulmuştur.
Çok çeşitli canlı türlerinin çevresinde yaşadığı konakta bir de küçük köpeğimiz kültürümüzün bir hayvanı sevme çerçevesinde bir katılımcılık yapmaktadır...
Arka yol girişinde; eski yapılardan kopyalanmış motifli dövme demir korkuluklar ve yol giriş kapısından girildiğinde çiçekler arasında oturmalara yer verilmiş olup, bir diş avlu , bir dışa dönük önce ulaşılan dış veranda yaşam kültürü sunulmuştur...
Konağa, Anadolunun, birçok yerleşim bölgesinde biçimlenişleri yörelere göre değişim gösteren bir ahşap “Yol Kapı”  dan girilir. Bu yol kapı, iç avluya açılan, yerel motifler ile işlenmiş olup, adı “Kuzulu Kapı” dır. İki büyük kanattan oluşan bu yerel büyük avlu kapımızın içinde iki küçük kapı daha mevcuttur. İki büyük kanadın açılması ile kuzular veya hayvanlar avluya dahil oluşları sağlandığı için bu avlu kapısına yerel yapıda “KUZULU KAPI” adı verilmiştir. Bu kapının kanadının içinden açılan küçük kapılar insan geçişleri için olup, yüksekliği 140-160 cm ölçeğindedir...! İnsanların bu yol kapıdan haneye girişlerinde haneye saygı eğilmesini mecburen yapmak zorunluluğunu yaşarlar... Bu eğilme hanenin mahremiyetine, hanenin saygınlığına, hanenin manevi olgusuna verilmiş bir değerdir. Avlu çıkışında da aynı alçak kapıdan çıkılır ve girişte mecburi uygulanan, küçük kapının 20 cm ile 30 cm arasında değişen tekmelikten ayak kaldırılır baş eğilerek geçilebilir ki bu da uğurlama geleneğin bir biçimi olarak yansır. Kuzulu kapılar Türk sokaklarında yüksek duvarlar ile çevrili yolların önemli süsleyicileridir. Çok işlemeliler zengin evini sokaktan tarifler, az işlemelileri orta hallileri sokaktan tarifler, işlemesiz olanları da fakir evleri sokaktan tarifler. Kuzulu kapılarda çağrı zili yerine kapı tokmağı, kapı elciği küçük keçi çanı, kuzu çanı(kuzu zili) takılır. Yüksek avlu duvarının geçidi gibi duran “KUZULU KAPI”lar; bazen  ahşap şaçak bazen taş saçak bazen de beyaz badanalı üzeri kiremitli korunakla süslenirler. Ottoman Konak'ta, Kuzulu kapı  ahşap saçak, kırmızı kiremitli saçak üstü kaplama ile yerel doku anlayışı kullanılmıştır. günlüğümün “TÜM AKLARA MERHABA” yazıtımın bir bölümünde;

Ak bir Dünya düşlüyorum
Ak yürekli insanların yaşadığı...
Ak bir gelinlik düşlüyorum
Ak bir güzelin giyindiği...
Ak bir ev düşlüyorum
Bacaları siyahlanmış...
........................................
........................................
........................................
Bu yazıtımda sözünü ettiğim anonim mimarimizin önemli tarifleri arasında yer alan, tüm duvarların beyaz badanalandığı (beyaz temizliğin tarifidir.) yapıtların örneklenmesini Ottoman Konak'ta dış mekanda olduğu gibi iç mekanda da yaşatarak mimari dilimizin bu kültürünü de Ottoman Konak buluşturmuştur...
Kuzulu kapının küçük girişinden iç avluya dahil oluşunuzda; iç avlu-havuz-yeşil-azmak ve sazlıklar sıralamasını gözleterek geniş ufuk verilen kabulde mimari dilimizin V. asırdan miraslanan İznik çinileri ile tanışacak ve kültürümüzü bir kez daha alkışlayacaksınız...
“Bir yapının gerçeği döşeme ve duvarlarında değil içindeki boşluklardadır.” anlayışımın tariflemesini yansıtan iç avlu, beyazın zaman zaman ahşaba yenildiği, aralarına İznik çinilerini alarak kaynaştıklarını, Selçuklu, Osmanlı motiflerinin yorumlarıyla izleyebilecek, yaşayabileceksiniz...
Orta avluya açılan 18 odanın yanı sıra Azmak, sazlık, Gökova ovasının panaroması ile Gökova'yı gözleyebileceğiniz veranda; eski Türk konaklarının mobilyaları ile döşenmiş eski altın varak büyük taş ayna ile bütünleştirmiştir. Avlu beyaz duvarlarını süsleyen duvar panoları, genç kızların genç kızlıktan kadınlığa geçiş rüyalarını, heveslerini, ideallerini, heves dolu mutluluklarını, endişelerini, yaşayarak göz nurlarını gecelerle paylaşarak, ürettikleri; emek, ruh, korku, endişe, güzel beklentiler dolu iğne oya çeyiz hazırlık el işleri sergilenmekte ve bu sergi gelenek ve göreneklerimizin bu çağda da yaşadığını izleyebilecek, oya motif  kültürümüzle tanışacaksınız... Bu çeyizlerin evlenme öncesi birikimleri; fakirlerin tahta sandıkta, orta halliler için teneke kadife kaplı sandıkta, zenginler için oymalı sedef kakmalı halı motifi el dokuma kumaş ile süslenmiş sandıklarda bohçalanırlar. Sandık örneği, bu geleneğin kırmızı kadifeli tenekeli örneği de kültürümüzün bu açısını tanımlama adına avluda teşhirlenmiştir. Bu çeyizler evlenme gününün öncesi halka açılır tanıtılır sergilenir... Takdirler taltifler beklenir... Evlenme merasimi-düğün- sonrası “çeyiz” adını verdiğimiz sandıkla beraber göz yaşları süslemeli kız, oğlan evine gönderilir... Uğurlanır... Sonrası, bu çeyizler çok kullanılır mı?, az kullanılır mı? hiç kullanılmazmı...?  Bu evlilik rüyasının tablosundaki mutsuzluk, mutluluk ölçeğini ifadelendirir... İşte bu senaryoyu, beyaz duvarlarımızı süsleyen el işi çalışmalarında yaşayarak bu kültürümüzle de tanışabilecek, irdeleyebilecek, alkışlayabileceksiniz...'
Kuzulu kapı iç avlu girişinde oluşturulan oturma birimleri, konsoluyla beraber; Osmanlı konaklarının yaşam-misafir- köşelerini yaşayabilecek ve Osmanlı mobilya kültürümüzle tanışacaksınız...
Bir Osmanlı Konağı izgüdümüyle tasarlanan Kerme Ottoman Konak tesisimizde; müşterileri misafir anlayışı ile ağırlama, uğurlama kültür içeriği olan resepsiyon anlayışı bir konak sahibi veya sahibinin çalışma masası tarzında yapılmış ve bu masa Akyaka kazılarında çıkmış sütun başlıklarında sık görülen M.Ö.III. Yüzyıl mermer işçiliği motiflenişi kopyelenmesi ile sahip olduğumuz ahşap atölyemizde bir Antepli oymacı ustamızın 2 aylık el becerisi ile yapılmış olup, eski tekniğimiz olan Gomalak cila ile eskitilmiştir... Oyma motifimiz oyma kültürümüzü hala devam ettirebilen bizim ırkımız, milli değerlerine sahip çıkabilen nadir ülkelerden olduğunu görebilecek, gözleyebileceksiniz...
Kuzulu kapı girişinde duvarları süsleyen; el iş panolarının yoğunlaştığını gözlerken sadece 2 adet yağlı boya tablo ile göz göze geleceksiniz... Tablonun birisi; Denizli Yatagan köyündeki 95 yaşındaki bir ayakkabı ustasına aittir. Benim ayakkabıcım... Bir sanat, bir zanaat gözüyle baktığım Ali ustamın el yapımı Makosen ayakkabılar koleksiyonumu zenginleştiriyor... Kıyamıyor, giyemiyorum... Bu tabloyu; 2000 li yıllarda bir ressam arkadaşıma, sanat ve zanaati ak duygularla, hiç Denizli'nin dışına çıkmadan, ayakkabı dünyasıyla tanışmadan yaratan, yapan, Ali ustanın saygınlığı adına köyünde yaptırmıştım. Bu nedenle bende izi koyu olan yağlı boya tabloyu tüm elişi panolarının yanında yalnızlık içinde sergiledim... Böyle sanat-zanaatkarları yaşatma, anma adına, konağın kültür süslemeciliğinde yer verilmiştir. İkinci tablo ressam arkadaşımdan bir ricamdı... Mimari dilimizin oluşum sürecinde ve kültür varlıklarımızın sergilendiği bir sokak istemiş, bu sokakta Arnavut kaldırımımızı o çağın insanımız giysileri ile tanımlanmasını, cumbalı evlerimizi, camimizi anlatsın istemiştim. Bir Türk sokağını yaşayabileceğiniz bu tabloyla konağımıza gelen diğer ülke mensubu insanlara en azından güzel bir beceriyle yapılmış tabloyla anlatmayı amaçlamış böylece kültürümüzün bu çerçevesi de tanıtılmıştır...
Türk el sanatlarının her bir köşede sergilendiği el yapımı ürünlerin arasında; eski telefonlar, eski mobilyalar, eski gramafon, kök boyalı halı kilimler, bakır çalışmaları ve hatta 200 yıl öncesine ait örme hasır koltukları bile gözleyebilme, irdeleyebilme olanakları sunulmuş olup, bu çalışmalar Türk ustalarının emeklerinin, kültürlerinin tanıtılması amacı taşınmıştır...
Ulusal mimarimizde ahşap tavanlar, ahşap tavan işçilikleri, ahşap tavan motifleri; her bölgenin, her yörenin, her yapıtın, özü değişmeyen, detaylarda değişimler gösteren birer sanat eserleridirler. Zengin evi tavanları, fakir evi tavanları, Muğla ili anonim mimari ürünlerinin tavanları, Ula konağımızın tavan motifleri, Milas evlerinin tavan motifleri, taa ki Topkapı Sarayı tavan motiflerinden alıntılarla bu zengin ahşap tavan işçiliğinin tanıtım amacıyla çeşitlendirilmiş olup, bu kültürümüz de sergilenmiştir.
Orta avluda düşünülen ve konumlandırılan internet köşesi ve kütüphane, Türk kültüründe araştırma yapmak isteyenler için oluşturulması amaçlanmış, bir süreç içinde doyuma ulaştırılarak kültürümüze ilgi duyanlara, yöremizi tanımak isteyenlere, bir mercek oluşturacaktır...
Şark yaşam biçimimizi anlatım için yapılan ahşap köşkü, yerel el yapımı kumaşlarla minderlenmiş, bakır sinilerle sehpalanmış, el dokuma Mevlana yeşili halı ile tabanlanmış, vantilatörlerle serinletilmiş, boncuklu cami lambalarıyla aydınlatılmış, ahşap korkuluklarla çevrelenmiş, ahşap merdivenlerle çıkışlanıp inişlenmiş, tam bir Anadolu köşesi oluşturulmuştur. Bu köşe alçak oturma anlayışı ile bağdaş kurmaya(özel bir oturma biçimi) uygun haliyle, nargilesiyle, bakacak mevkisiyle, el yapımı içeriğiyle bu kültürümüzü de kısmen yansıtmaktadır...
Oyun köşemizin langırtı, tavlası, satrancı, dama oyunu gibi yerel oyun gereçlerimizle tanışıp heyecan duyabileceğiniz bir köşe de yaratılmıştır...
Botaniklendirilen iç avluda çağdaşlık katılımı ile jakuzi su masajı sağlık katılımında bulunmasının yanında, yine çağdaşlık içeriğinde küçük spor merkezi de oluşturulmuş olup, bazı evrensel alışkanlıklara da yer verilmiştir...
TV köşesinde babaanne koltuğuna gömülebilir; güncel yayınları okuyup takip edebilir ve Akyaka tanıtım belgeselini izleyerek yöremizin değerlerini tanıyabilirsiniz...
Orta avluda kahveci güzelinden Türk kahvesini tadımlayabilir, sera kahvaltı salonunda Türk sabahını yaşayabilir, İznik çinilerinin motiflendirildiği bankoda Türk çayı , Osmanlı kokteyli, Türk şuruplarını tadabilir, Türk şarabını yudumlayabilirsiniz... Akvaryumla sempatikleştirilen servis büfemiz, Türk lokumu, Türk fındığı, Türk fıstığı, Türk leblebisi, Türk nohutu, Datça bademiyle Türk rakısını tadabilir, pembe laflarla kırmızı dünyalara girebilir, maviler içinde serinleyip, yeşil duygularla huzurlanabilirsiniz...!
Osmanlı dünyasının simgesi lâledir. Selçuklu dünyasının simgesi karanfildir. Bu iki anlamlı çiçeğimiz vitraylarımızda, oymalarımızda, örtülerimizde, duvarlarımızda, çinilerimizde zaman zaman sarmaş dolaş kullanılmış ve bu tarihimize kazınmış simgeler konağımızın süsleyicileri olmuştur...
Tavanlar; ahşap Türk motifçiliğini sergileyen, tabanları; yörenin geçim kaynaklarından olan zeytin ağacı ile kaplanmış, ak duvarlarını el işi panoların süslediği, penceredeki ince perdenin bile Osmanlı süreci imalatı orijinal el dokuması askılanmış, girişin Tırabzan(özel ahşap korkuluk) ile ayrımlaştığı, dolapların oymalandığı, bacaları siyahlanmayı bekleyen şöminelerimizle, Selçuklu motifleriyle oyalanmış kadife örtülerimizin renklendiği, balkonların çiçeklendiği, banyoların yerel mermer traverten ve iznik çinisiyle tablolaştırıldığı, el yapımı Osmanlı spotlarıyla aydınlanan banyoların ayna tavanıyla boyutlandırıldığı bataryaların el yapımı olup eskitildiği, odalarımızın iç dekorasyonu her biri farklı tasarlanmış ancak öz yerellik, öz bölgesellik, öz milli çizgimizden uzaklaşmadan döşenmiş 18 oda çeşitlememizle misafirlerine huzur, kültür, bilgi aktarımı niteliği ile kültürel olgularımıza katılımcı olmaları gayreti izlenebilecektir...
Yapay malzeme kullanma yasağı içeriğinde tüm sosyal mekanlar, yerel mermer türleriyle halılaştırılmış; böylece mermer türlerimiz, tarihsel kullanım konumunu korumuş, biçimlenişleri eskitilmeleriyle de çağın gıcırlığından uzaklaştırılarak eski doku motivize olguları ile kültürel katılımcılığa Ottoman Konak'ta girmiştir...
İşletimde eve misafir kabulü geleneğimizin sergilemesi amaçlanan Ottoman Konağımızda üretenlerle iç içe, hep birlikte aynı sofrada, aynı çatı altında, aynı güzellikleri paylaşarak yeni bir yaşam biçimi sunulacak olup bu vesile ile Türk yaşam kültürünün dünya tanıtımı hedeflenmiştir..!
''Her bir köşenin incelendiğinde farklı detaylarla kültürümüzü yansıttığını görecek, yaşayacak, anacaksınız...''


Kaleminizle... Fırçanızla... Kemanınızla gelip, Ottoman Konakta misafir olup, damak tadı ile keyiflenebilirsiniz....

“GÜZEL AKYAKA'YI GÖR, GEZ, OTTOMAN KONAKTA MİSAFİR OLMADAN GİTME!”

  

                                                                      Tevfik TOPRAKÇI                                                                                                                                                                                                 Mimar   

                                                         Ottoman Konakta Bir Sabah . . . !

Gün ağarması ile başlayan senfoni orkestrası... Orkestra şefi güneş gökyüzünü aydınlattıkça bu orkestranın katılımcıları çoğalıyor. Taa ki ortalık aydınlanıncaya kadar...
Kemanda bülbüller,
Trombonda kazlar,
Klarnette kargalar,
Ritim gitarda kumrular,
Davulda ve bateride köpekler,
Solo gitarda horozlar,
Orgda kurbağalar...
Tanrının orkestrası basların, tizlerin mükemmel geçişlerle başarıldığı müzik kültürü; Beethoven, Mozart bu orkestradan çok gerilerde...
Önce kurşuni, sonra beyazlaşan ve sonunda tan yerinin kızıllaşmasıyla, mavileşen gökyüzü. Gün ağarmasıyla sazların üzerindeki sis  yorganı, seksî soyunan bayan gibi açılmaya başlıyor...!
Gün ağarmasıyla orkestranın sessizliği yenmesi gün doğumuyla orkestranın ağırdan sunduğu senfoninin azalması ve bitirilmesini umursamayan nehir tüm berraklığı ile güneşin orkestra şefliğini kabullenmeden kendince hep akıyor... Hep akıyor...
Yaşamak lazım...
Ottoman Konak Akyaka Kadın Azmak nehrinin en geniş havzasında yer almakta olup nehirle bitişik bir konumdadır. Denize mesafesi nehir yoluyla       5 dakika, yürüyüş yoluyla 10 dakika mesafede olup bu ulaşım yollarında doğa güzelliklerini yaşayabilirsiniz.
Ottoman Konak Osmanlı-Selçuklu-Türk mimarisinin analizlenmesi, sentezlenmesi ve dizayncı mimarın yorumuyla ortaya çıkmış önemli bir mimari yapıttır. Her bir noktasında Osmanlı, Selçuklu motiflerini görmek, izlemek, bu detaylarla gerçek Türk mimarisini yaşayabilirsiniz.
Ottoman Konak iç dekorasyonunda her bir odanın farklı döşendiğini, her bir köşenin ayrı tanzim edildiğini gözleyebilir ve bu dekorasyon mamülleriyle eski Türk konaklarını yaşayabilirsiniz.







Ottoman Konak her bir odanın Türk tavan işlemelerinin ayrı olduğu          18 odaya sahiptir. Her odada şömine, klima, vantilatör, çiçekli balkon, LCD TV, saç kurutma makinası, minibar ve cattle bulunmaktadır. Herbir odanın dekorasyonu ayrı dizaynlanmış olup tabanları zeytin ağacı lamine ahşapla kaplanmıştır. Farklı bir oda biçimlenişi yanında, farklı bir banyo anlayışı ile
farklı bir yaşam biçimi sunulmuştur.
Ottoman Konakta Osmanlı tarzda döşenmiş lobi, fitness, internet cafe, kitaplık köşesi, jakuzi, yüzme havuzu, akvaryum, satranç, tavla, langırt gibi oyun köşesinin yanında keyifli döşenmiş alt avlu bulunmaktadır. Tüm sosyal mekanlarda doğal klimasyonla iklimlendirme çözümünün yanında klimaya ve vatilatörlere yer verilmiştir.
Tüm mekanlarda hijyenikliğin yanında şeffaflaştırılan üretim mekanlarımızı izleyebileceksiniz...
Ottoman Konakta zengin Türk kahvaltı menüsünün yanında, öğle menüsünde İtalyan ve Türk snake hizmeti verilmektedir. Akşam yemeği alakart olup ana sıcak bonfile türleri, laos balığı(denizimizin özel balığı), yılan balığı(nehrimizin özel balığı), somon balığından değişik sunumlar bulacaksınız. Ve özgün alakartınızı nehir kıyısında güzel bir beyaz şarapla tamamlayabileceksiniz.
Ottoman Konakta yerel-doğal-organik ürünlerle sunulan kahvaltısıyla sabah keyfini yaşayabilirsiniz. Akşam menüsüyle görsel, tatsal, doyumlu ve keyifli bir yemek yiyebilirsiniz.
Ottoman Konağı birgün ziyaret ederseniz, lütfen Akyaka tanıtım kitapçığını ve Ottoman Konağın mimari tanıtım kitapçığını isteyiniz...!
Ottoman Konak Otel; kültüre, sessizliğe, huzura ve kaliteye önem verenler için ideal bir tatil evi...!
                
                              

                                                          Tevfik TOPRAKÇI                                                                                                                                                                                                 Mimar